Reklam

Sivas Öğretmen Okulu Mezunları

1-ÖĞRETMEN OKULUNA GİRİŞİM VE ARKADAŞLIK.

 

Her öğrenci daha küçük yaşlarda öğretmen olmayı ister. Çünkü, her gün evden çıkarak okula gittiğinde, ilk karşılaştığı, herkesin hürmet ettiği, sevgi duyduğu, kendilerine yeni ,yeni bilgileri aşılayan öğretmeniyle en az beş saat birlikte olmaktadır. Ailesinin annesi de dahil , hiçbir ferdi ile devamlı 5 saat birlikte olmayan O küçük beyninde, öğretmen olmayı hayal eder. Sınıflarda yapılan anketlerde çok nadir olarak, bazı öğrenciler ya babalarının mesleklerini ister, bazıları da, subay , polis ve çocuk doktoru olmayı arzularlar. Genel olarak öğretmen olmayı isterler. Büyüdüklerinde, gerçekten bir meslek seçme durumunda kaldıklarında, öğretmenlik dışındaki mesleklere yönelirler. İyi kiöyle yapıyorlar. Hele, hele zamanımızda öğretmenliği seçenler sokaklarda, isyanlarda, protesto yürüyüşlerinde ömürleri geçmektedir.
İlk okulu bitirene kadar her hangi bir meslek aklımdan geçmiyordu. Baba mesleğini hiç düşünmedim.Babam bizi zaman,zaman döverdi. Hatta, Artvin'de, galiba 4. sınıfta idim. Öğretmenimiz Perihan Hanım (Allah rahmet etsin) Yavuz gemisinin resmini yapmamızı ödev olarak vermişti. Sorduk soruşturduk, Vilayet binasının karşısında bit kahvehanede , duvarda büyük bir tablo şeklinde asılı duruyormuş. İki arkadaş, kahveciden izin alarak, tablonun karşısına geçtik ve Yavuz zırhlısının resmini yapmaya başladık. Aradan birkaç dakika geçti bir elin ensemden tutarak beni havaya kaldırarak dışarı doğru sürüklediğini, dışarıda , Allah ne verdiyse tekme tokat, eve kadar hem söyleniyor hem dövüyor. Bu babamdı. Vilayette çalıştığı odanın penceresinden bizi görmüş, kahvehaneye girdiğimizi görünce, peşimizden gelmiş. Gerçeği anlatmama rağmen söylediklerimi bile duymuyordu.
Polis olduğu için dövüyor düşüncesine kapılırdım. Onun için polislikten nefret ederdim. Orta okul sıralarında hayalimdeki meslek pilotluktu. Orta okulun ilk yılını Erzincan'da geçirmiştim. İlk okulun ilk dört yılını geçirdiğim Artvin'de uçak yoktu. Uçakları ilk kez Erzincan'da gördüm. Spit fayr adlı küçük uçaklar alçaktan geçince sevinir, sesimizi duyuracakmışız gibi bağırırdık. Hatta bir pilot vardı, Fırat köprüsünün altından geçerdi. Halk onu alkışlar ve hep ondan bahsederlerdi.. Ben de öyle bir pilot olmayı arzulardım. Pilotluğun zor ve tehlikeli olduğunu anlattıklarında ticarete yönelirdim. Bu nedenle de , yine Erzincan 'da, boynuma astığım, bir çanta büyüklüğündeki sehpanın içine koyduğum, iğne, iğlik, lastik, çengelli iğne, tarak, mezura gibi malzemelerle, mahalle ve sokak aralarına girer satış yapardım. Kazandığım paralarla da yiyecek alır ve bisiklete binerdim. Ulukışla'ya atanan babamın orada kaldığı ve benim Ortaokulu bitirdiğim yıla kadar, M.Kemal Dündar adlı Orta okuldan arkadaşımla, Konya Ereğli'sine gider , oradan meyve alır, Ulukışla'da uzun süre duran tren yolcularına satardık. Kalanları da çocuklara dağıtırdık.
Bunlardan başka , öğretmenlik mesleğimin süreci içinde, birçok girişimim oldu. Hepsinde de kaybettim. Hatta aldığım arsayı dahi aldığım kişiye kaptırdım. Hisseli tapu verecekti. İşi uzattı. Vermedi ve ortadan kayboldu. Sokaklarda satış yaparken, meyvaları görüp , melül ,melül bakanlara , el açanlara, "acım" diyenlere ücretsiz istediklerini veriyordum. Kalanları da dağıtıyor veya eve götürüyordum. Anlayacağınız hep ticaretten zarar ettim.
Çalışkan bir yapım vardı. Boş durmayı sevmem. Bu yaşta, hala atölyemde bir şeyler yapmaya çalışırım.
Erzincan'da, 39 depremi nedeniyle , şehrin yerinin değiştirilerek yapılmakta olan, bir nevi temelsiz prefabrik evlerinin yapılmasında , okul harici zamanlarda çalıştım.
Ulukışla'dan sonra Adana'ya tayın olmuştuk. Ben de Öğretmen okuluna girmiştim. Adana'da Seyhan barajının yapımında da, yaz tatillerinde formenlik yaptım. Burada iyi para kazandım. Öğretmen okulu özel masraflarım çıkıyordu.
Öğretmen olduktan sonra da, özellikle yaz aylarında, Beşiktaş'ta iskele yanındaki büyük çay bahçesinde garsonluk, Fatih'te Çaça düğün salonunda iki yaz müdürlük yaptım. Hatta, salonun sahibi Orhan bey öğretmenlikten ayrılmamı, öğretmenlikten aldığım maaşın iki katını, bır de ev teklif etmesine rağmen, öğretmenliğin beni fanatikleştirmesi nedeniyle kabul etmedim. Bunların dışında, hemen, hemen her yaz bir yerde çalışıyor, her çalışmamdan da zevk alıyordum.
Tüm öğrencilerime de çalışmanın faydalarını, anlatıyor, kendimden örnekler veriyor, bedene, keseye, topluma ve memlekete fayda sağladığını söylerdim. Hatta,Beşiktaş'ta garsonluk yaparken, beni gören bir öğrencim, okulların açılışından sonra sınıfta, beni garson olarak gördüğünü, benim söylediklerime inanmadığını, koca adam ve öğretmen çalışır mı, şeklinde düşündüğünü, "ama orada görünce dediklerinize inandım ve sizi taktir ettim" dedi.
Aynı çay bahçesinde garsonluk yaparken, postama biri geldi, bir masaya oturdu. Yanına yaklaştım, ne içeceğini soracaktım, gözlerine bakınca, onun bir tanıdık olduğu izlenimi uyandı.
"Siz, öğretmen misiniz? "soruma karşılık,
"Siz Sivas'ta bulundunuz mu" sorusuyla karşılaşınca,
" Abraz"
" Burhan"
Evet karşımdaki Hüseyin Abraz'dı. Okuldan arkadaşım.
Birbirimize sarıldık. Komiye iki demli çay söyleyerek , uzun müddet sohbet ettik.
Gelelim Sivas Öğretmen Okuluna girişime.
Bazen uzun yazılar çoğu kez okunmaz, sıkar. Onun için Öğretmen okuluna girişimi, müsadenizle, ikinci yazımda anlatayım.)

 

yoresel urunler

 

facebook-gruba-katil

Haftanın Videosu
 
İSTATİSTİKLER
Üye : 3456
İçerik : 1108
Web Bağlantıları : 1
ZİYARETÇİLERİMİZ
Bugün165
Dün311
Bu Hafta1019
Bu Ay3550
31.7.2010'dan Beri348458
Şu anda 21 ziyaretçi çevrimiçi